Venedik Gezi Rehberi

Bundan 500 yıl önce Venedik denildiği zaman insanın aklına şüphesiz çok başka şeyler gelirdi; efsaneye göre 25 Man 421 yılının Cuma günü kurulan, 9. yüzyılda bağımsızlığını kazanan, Adriyatik ve Ege denizleri kıyıları ve adaları üzerinde birçok stratejik noktayı elinde bulunduran hatta Kıbrıs’ı dahi ele geçiren, askeri gücünden daha çok deniz filosu sayesinde Avrupa’nın batısıyla doğusu arasındaki deniz ticareti sağlayan, Osmanlı İmparatorluğunun çoğu zaman ezeli düşmanı arada sırada yakın müttefiki olan bir Cumhuriyet. Venedik’i döneminin diğer devletlerinden farklı kılarak büyük bir ticaret gücü haline getiren farklılık aslında çok basil bir detaya dayanıyor, diğer Hıristiyan devletlerin yapmayı kabul etmediği Müslüman ülkelerle ticaret yapmak. Rönesans döneminde İtalya’nın en zengin şehirleri arasında yer alan Venedik 1.100 yıl boyunca gerekirse büyük vergiler öder ama yine de Osmanlı İmparatorluğu dahil hiçbir güce teslim olmaz; la ki, 1797de Napolyon Venedik’i işgal edene kadar. 1866 yılından sonra da Venedik anık İtalya’nın bir şehri haline gelir.

Venedik Gezi Rehberi
Venedik Gezi Rehberi

Bugünün Venediki.. Günümüzde Venedik denildiğinde ise akla gelenler bambaşka şeyler, gondol ve kanallar. Venedik tarihi merkezi birbirine 400’e yakın köprüyle bağlanan 118 adadan oluşuyor. Öyle ki, Avrupa’da içinden kanal geçen birçok şehir, Stockholm’ü, Petereburg’u, Amsterdam’ı, Bruges’ü hep aynı isimle övünüyor: Kuzey in Venedik’i. Aslında bu bile Venedik’in ne kadar orijinal olduğunu anlatmaya yeter de anar. Gondol sözcüğüne tarihle ilk kez 1100 lü yılların başlarında rastlanıyor, ancak o zamanki görünümü şimdikinden oldukça farklı. Günümüzdeki boyutlarına ve şekillerine ulaşmaları 17. yüzyıl sonlarına rastlıyor. Bütün gondollar standart şekilde 10.87 metre uzunluğunda ve 1.42 metre eninde. Bir gondol yaklaşık 300 parçadan oluşuyor ve meşe, ıhlamur, ceviz, köknar, karaağaç, maundan ağaçlarından yapılıyor. Hali hazırda 500 filodan oluşan bir gondol filosu gelen turistleri kanallar içerisinde gezdirmekte. Her yıl gondol tersanelerinde dört adet yeni gondol üretiliyor ve Venedik kanallarıyla buluşturuluyor.

Venedik ve Karnaval ruhu

Elbette gondol ve kanal haricinde yıl içerisinde Venedik’in ev sahipliği yaptığı bambaşka bir büyük etkinlik var; Venedik Karnavalı. Bu yıl 26 Ocak – 12 Şubat tarihleri arasında düzenlenen geleneksel festival zamanlarında şehir bambaşka bir havaya büründü. Hiç şüphesiz bu zaman aralığında dünya üzerinde metrekareye en farklı milletten düşen insan sayısı bu tarihi şehre ait; aynı meydanda Japon’undan Brezilyalısına, Kanadalısından Avustralyalı’sına yan yana eğleniyorlar. Bununla beraber bu seneki festivalde en büyük kalabalık Çinli gruplarda oldu; sebebi de Çin Yeni Yıl’ı tatilini fırsat bilen Çinlilerin uçakları doldurup şehre akın elmiş olması.

Hafta sonlan meydan, özellikle de ara sokaklar o kadar kabalık oluyor ki, yaya trafiğini polisler düzenliyorlar. Şehrin klostrofobik, her yerde atıştırmalık pizzalarla beraber satılan sıcak şarapların kokusunun sindiği labirentten farksız daracık sokaklarında, 15 metreyi yarım saatle ilerlemek hiç de şaşırtıcı değil. Kabalık sokak gözünüzü mü korkuttu, bu durumda en akıllıca çözüm ara sokaktan avucunun içi gibi bilen bir Venediklinin peşine takılmak. Kalabalık içinde değişik kostümleri ve maskeleriyle gezenlere oranla normal kıyafetli ve maskesizlerin azınlıkta olduğunu söylemekte fayda var. 1.5 km’lik alanı kaplayan San Marco Meydanında özellikle hafta sonlarında en iyi pozu yakalamaya çalışan fotoğrafçılar arasında dirsek dirseğe tam bir sıcak temas yaşanıyor. Böyle büyük bir alanı dolduran hınca hınç kalabalığı gördükten sonra bizim meğer Salı Pazarı’nı alışveriş merkezi gezer gibi rahatça gezmiş olup da bu durumu aslında (arkına varmadığımızı düşünebilirsiniz.

Venedik’e gelmişken mutlaka…

Hazır Venedik’e kadar gitmişken biraz dışarı çıkıp Burano – Murano -Torcello adalarını görmeden dönmek olmaz. Bu üç ada içerisinde hiç şüphesiz en dikkat çekici olanı aslında en küçük olan Burano. Boyama kitabından fırlamış parlak renklere sahip evlerin aslında bir hikayeye göre bir amacı var, yani yüzyıllar sonra gelecek olan bizler fotoğraf makinelerimizi kullanalım diye boyanmamışlar. Bu renklerin sebebi denize açılan balıkçıların çok uzaklardan bile bu parlak renkleri seçerek evlerinin yolunu bulabilmeleri. Murano ise cam yapımıyla ünlü. Şehrin bir anda yanıp kül olmaması için Venedik’in cam fırınları 1300‘lü yılların başında Murano adasına taşınmış. Bu cam işçiliği o kadar özel hale gelmiş ki kimsenin camın sırrını öğrenmemesi için ustaların adadan ayrılmasına uzun asırlar boyunca izin verilmemiş.

Maskelerin hikayesi

Bu karnaval sûresinde insanların maskeler (akmasının kökeninde aslında gizli bir isyan yalıyor. Karnavalın kökeninin Eski Roma dönemine ait Satumalia Feslivali’ne dayandığı tahmin ediliyor. Satum eski Roma döneminde tarım tanrıçası. 1200 lü yılların sonlarından itibaren kutlandığı görülen karnaval, tarihi sürecinde zaman zaman yasaklarla kesintiye uğramış olsa da bildiğimiz modem anlamdaki görünümüne 1979 yılında kavuşmuş. İlk kutlandığı zamanlarda ise maske takılmasının sebebinin sosyal sınıf ayrımlarını ortadan kaldırarak herkesin, birbirini tanımadan, eşit şekilde eğlenmesini sağlamak olduğu düşünülse de tarih bu kadar eskilere dayanınca konuyla ilgili tek bir hikaye mi olur? 1348 yılında büyük bir veba salgını çıkar, kentin o dönemlerde 200 bine yaklaşan nüfusunun yansı bu hastalıktan kırılır. İnsanlar o kadar korkar hale gelir ki, veba olduğundan kuşkulandıktan kişileri bile sadece bu şüpheye dayanarak hastalığın kendilerine bulaşmasını önlemek için yakalayıp yakmaya başlarlar. İşte Venedikliler de yüzlerindeki izleri gizlemek için bu maskelerden faydalanmaya başlarlar. Şunu da eklemek lazım, karnavala kostüm ve maskeleriyle katılanların büyük bölümü Venedikli hatta İtalyan bile değil, Fransız.

Maskelerin çeşitleri

Festivalde takılan maskeler farklı çeşitlerden oluşuyor, örneğin ağız ve burun delik kısmı tamamen kapalı olan, sivri şekilde aşağı inen ve yüzün tamamını kaplayan maskeye “bauta” deniliyor. Kullananlara göre takılıyken nefes alması en rahat olan maske türü bu. En çok görülen maske tipi ise “larva”. Genelde yüz şeklinde ve rengi beyaz; unutmadan larva. Latince’de maske anlamına geliyor. Yüze takılan, sadece gözleri burnu kapatan genelde tüylü maskelerin renklerinin ise farklı anlamlan var, örneğin beyaz renk bir ilişkim yok, yeşil param yok ama mutluyum, mavi mutluyum, san kıskanıyorum anlamına geliyor.

Yaşasın Renkler

Her sene karnaval farklı bir tema içeriyor. Birkaç sene önce için bu tema “Vivii Colori” yani “Yaşasın Renkler” olarak açıklanmıştı. Karnavala katılanlar gördüler ki kostüm tasarımcıları bu temayı haksız çıkartmamışlar ve kırmızılar, açık maviler, turuncular ve yeşiller ön plana çıkarak göz kamaştırdılar.

San Marco Meydanı’nın önemi

Karnaval süresince kostümleriyle başta San Marco Meydanı olmak üzere tüm sokaklarda gezinen kostümlü katılımcıların en iyisi, San Marco Meydanı’na kurulan dev bir sahnede oylanarak birinci seçiliyor. San Marco demişken küçük bir parantez açmakla fayda var 1000 metreye 500 metre alana sahip Piazza San Marco, Venedik’in temelini oluşturuyor. Meydan o kadar önemli ki, vurgulamak amacıyla Venedik’te hiçbir meydana Piazza adı verilmiyor, geri kalanı Piazzale ya da Campielli adlarıyla isimlendiriliyor. Bir dönem Hıristiyanlığın en büyük ve zengin kilisesi olan Basilica idi. San Marco’da bu alanda bulunuyor. Basilica’ya altın yaldızlı Bizans mozaiklerinden oluşan zengin dış tasarımı nedeniyle, “Altınların Kilisesi” anlamındaki “Chiesa d’Oro” denilmiş. Hatta burada bizi yakından ilgilendiren bir eser de var. Kiliseye girişte yer alan 4 efsanevi at heykeli, bundan yüzyıllar önce Roma’daki Traianus Kemeri’nden taşınarak İstanbul’da Ayasofya Camii’nin hemen önüne yerleştirilmişler. Ancak Haçlı Seferleri Bizans imparatorluğuna oldukça pahalıya patlıyor ve dördüncü sefer sonrasında büyük bir yağmaya maruz kalan şehirden sökülen bu atlar, kendilerini 1204 yılında Basilica’da buluveriyorlar. Meydandan bakıldığında görülen atlar, hava kirliliğinin yarattığı yıpranmadan korunmak için içeri taşınmış olan orijinallerinin birer kopyası.

Meydanda yer alan Campanile, deniz feneri ve çan kulesi olarak 1173 yılında inşa edilmiş. 14 Temmuz 1902 tarihinde yıkıldıktan sonra 1912 yılında Aziz Markus günü şimdiki yerinde açılmış. Kulede yer alan beş çanın farklı işlevleri var, en büyük çanın ismi Marangona ve iş gününün başlangıç ve biliş saatlerini bildiriyor. 99 metre yüksekliğindeki kulenin en şaşırtıcı özelliği tepesinden her bina görüleblliyorken tek bir kanalın dahi görülemez olması. Kuleyle ilgili bir başka sürpriz, İtalyan kulelerin çoğunda görüldüğü üzere her geçen yıl biraz daha yana yatıyor olması. Yani Piza Kulesi’ne hızla yeni bir rakip geliyor. Bugünkü karnavalla doğrudan ilgisi olan bir gösteri Volo Dell’Anzolo yani Meleğin Uçuşu burada sergilenirdi. Her karnavalın sonunda gözü pek bir gönüllü, kulenin tepesinden sarkıtılan bir halata tırmanarak Palazzo Ducale’nin ilk katındaki locasından gösteriyi izleyen Başkana bir demet çiçek sunardı. Bu gösteriyi ilk kez gerçekleştiren kişinin bir Türk olması sebebiyle önceleri Volo Del Turco yani Türk’ün uçuşu olarak anılan bu gösteri zamanla Meleğin Uçuşu halinde adlandırılır olmuş. Meydanda durup kanala arkanızı verdiğinizde karşınıza meydanın ikinci kulesi Torre Dell’oroglio yani Saat Kulesi çıkıyor. 1506 yılından tamamlanan kule o kadar beğenilir ki, inşasında çalışanların gözleri, bir benzerini daha yapmamaları için oyulur.

Canavar hikayesi

Etrafı bu kadar suyla çevrili olan bir şehrin bir canavarının olmaması da düşünülemez. San Marco Meydanında bulunan Palazzo Ducale yani Dükler Sarayı mimari açıdan bir başyapıt. Ünlü İngiliz yazar John Ruskin bu yapıyı gördükten sonra burasının dün yanın merkezi olduğuna inanmış Venedik’in ana binası yönetim konseyi, memurluklar, hapishaneleri bünyesinde barındırmış. İş te bu binanın altındaki mağara aynı zamanda Venedik canavarına da ev sahipliği yapar. Uzunluğu 8 metre civarında olan, at kafalı, sivri dişli, yılan gibi hareket eden bu canavar karanlık gecelerde ortaya çıkar, balıkçıları veya onların avladıkları balıkları kapıp kaçar. Neyse ki, canavar son saldın tarihi olan 1933 yılından beri bir daha onaya çıkmaz.

2011 yılında ise bambaşka bir yerde ve biçimde görülür. Suyla ilgili projeleri yürüten Gianluca Orazio. Bu efsaneyi bir projeye dönüştürmeye niyetlenir ve anlatılanlara uyan özellikte metal iskeletti cam gövdeli bir canavar dizayn edilerek ve çeşitli mekanlarda suyla buluşturulmasına karar verilir. Doğal olarak bu mekan seçimleri sırasında Lagün Canavarı’nın tarih boyunca birbirinden kopamayan iki “kardeş” su şehrini yeniden bir araya getirmesi gündeme gelir. 2011 yılının Şubat ayında, Lagün Canavarı Venedik’te eski bir soğuk hava deposunda önce protokole ve basma, ardından da halka sunulduğunda büyük bir ilgi görür. Anık Lagün Canavarı’nı “Kardeş Kent” ile yani İstanbul tanıştırmanın zamanı gelmiştir. Aylar süren çalışmaların ardından canavara en uygun mekanın Yerebatan Sarayı olacağına karar verilir ve Lagün Canavarı, Venedik kanallarından Yerebatan’ın karanlık sularına taşınır.

Venedik’te hava durumu tahmini yapmak son derece zor, hava durumunda güneşli olacağı söylenen bir günde kan, günün az bulutlu geçeceği tahmini yapılan bir internet sitesinin aksine dışarıda sağanak yağmuru görmek çok mümkün. Kışın rastlanan su baskınları ise kentin anık bir parçası olmuş durumda. En büyük su baskım 1966 kışında meydana gelmiş; deniz seviyesi 48 saat boyunca mevsim ortalamalarının tam 2 metre üzerine çıkmış. Son yüzyılda şehir toplamda 23 cm daha aşağı gömülmüş. Küresel ısınmayla beraber baskınları sıklığı ve şiddeti de artıyor. Bu durumda da teknolojinin devreye girmesi kaçınılmaz hale gelmiş ve lagünün üç ana girişine bir dalgakıran yapılması fikri hayata geçirilmeye başlanmış. Eski Ahit’te Musa’nın Kızıl Deniz’i asasıyla ikiye ayırmasından esinlenerek dev bariyere Musa adı verilmiş. Bariyer, lagünün zeminine yerleştirilen 78 adet 300 tonluk çelik kapaktan oluşuyor ve su yükselme seviyesi kritik noktaya ulaştığı zaman kapaklara hava verilerek bariyer yukarı kaldırılacak. Venedik’e rahat bir nefes aldıracak olan bu mühendislik harikası projenin 2014 yılında hayata geçmesi bekleniyor.

Bir önceki yazımız olan Batı İrlanda Gezilecek Yerler başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir